19 Aralık 2012 Çarşamba
Pastel Uyanış ve Kalıntılar
..........................!.......!..........!...............!.......?....................:')..........................:').............................:').....................................................:'(...........
...Ölmedim mi ben? Nerdeyim? Yoksa yanıp kül olduğum bahçenin içinde gördüğüm bir uzunca bir düş mü bu? Kasıp kavrulan silüetler hatırlıyorum hüzün dolu anılarında. Dokunduğum sıcaklık şimdi uzaklaşıyor bana. Soğuyorum git gide , vücudum bedenim tenim soluyor! Ben mi sayıklıyorum? Bu seslenen?
"- Bu kalbin ücrasında ilk kucaklayış ilk sarılış sonsuz kokulu bir meltemdi.Sonra çekildi gözleri, elleri ,hisleri. Kendisi bile inanmadı. Hem inanmadı hemde kalbimi güney rüzgârlarına savurdu. Yağmurlar onsuz yağmaya başlamıştı çünkü. Sisli sokaklar onsuz kokmaya başlamıştı. Sarı ışıklar onun varlığında onu bana çok daha fazla özletiyordu. Bu benim gidişim miydi? Yoksa onun gidişi mi? Yoksa kötü bir rüya mı? Yoksa sen hiç mi yoktun?
Neyse ben çok susadım. Terlemişim. Sana çiçeklerini getirmeyi unutmadım değil mi bugün? Sürekli gözlerimin önünde duran ağlamaklı bakan gözlerine hasret kalmışım. Burda olduğunu söylesene baştan. Kimseye, kimselere gerek yok değil mi? Seni değil senimi kimseyle paylaşamam. Elveda Sen...
...Ölmedim mi ben? Nerdeyim? Yoksa yanıp kül olduğum bahçenin içinde gördüğüm bir uzunca bir düş mü bu? Kasıp kavrulan silüetler hatırlıyorum hüzün dolu anılarında. Dokunduğum sıcaklık şimdi uzaklaşıyor bana. Soğuyorum git gide , vücudum bedenim tenim soluyor! Ben mi sayıklıyorum? Bu seslenen?
"- Bu kalbin ücrasında ilk kucaklayış ilk sarılış sonsuz kokulu bir meltemdi.Sonra çekildi gözleri, elleri ,hisleri. Kendisi bile inanmadı. Hem inanmadı hemde kalbimi güney rüzgârlarına savurdu. Yağmurlar onsuz yağmaya başlamıştı çünkü. Sisli sokaklar onsuz kokmaya başlamıştı. Sarı ışıklar onun varlığında onu bana çok daha fazla özletiyordu. Bu benim gidişim miydi? Yoksa onun gidişi mi? Yoksa kötü bir rüya mı? Yoksa sen hiç mi yoktun?
Neyse ben çok susadım. Terlemişim. Sana çiçeklerini getirmeyi unutmadım değil mi bugün? Sürekli gözlerimin önünde duran ağlamaklı bakan gözlerine hasret kalmışım. Burda olduğunu söylesene baştan. Kimseye, kimselere gerek yok değil mi? Seni değil senimi kimseyle paylaşamam. Elveda Sen...
25 Mart 2012 Pazar
Beyaz ve Temiz
Hayatın arkasından gelen küçücük notalarla başlamıştı kar bir gece yarısı. Zorla yanan bir sokak lambası altında bir teneke içinde yaktığı çöplerle ısınmaya çalışan bereli bir adam ve üşümemek için bir ateşe bir yüzüne uzattığı ellerine şahitti o gece.Rüzgar uğulduyordu.Denizin donuk rengi,iskeledeki iki lamba,kıyıya cansız bir canla çarpan dalgalar izliyordu onu.Uzakça denize bakarken dalgalar yansıyordu gözlerinden.Ellerini dizlerinin arasına alırken ne kadar yorgun olduğunu hissetti.Kızaran yüzü gülümseyemedi bile.Soğuk uykuya çekiyordu onu.
Uykusu geliyordu .Ama yaşamak için yapamazdı bunu .Yaşama göz açma muallağı vardı aklında.Dayanamadı.Duvara yaslandı ve soğuğa bilinçsizce teslim oldu.Birkaç kağıt parçası,bir kalem ve boş bir kağıt çıktı kirlenmiş paltosunun cebinden.Paltosuna düşen kar eriyordu.Yanan ateşte arasına yansıyan yüzü son tebessümünü vermeyi başarmıştı dünyaya.Erimeye devam ediyordu paltosuna dokunan kar taneleri taki paltosunun karasını bembeyaz örtüyle yeni bir kış sabahıyla tanıştırana kadar…
22 Mart 2012 Perşembe
Hatırlıyor musun?
Hatırlıyor musun? Nefeslerimin en kıymetli zamanını? İkindi ile gün batımı arasına sıkışan notaların gözlerimdeki halsiz ama umutlu dansını... devamı yarın..
Hüzn-ü Aşk
Hüzün uzaklara ait olup Yakınlara hapsolmaktır... Hüzün yoksa, insanı içten içe yakan, yaktığı gibi bir o kadar da olgunlaştıran dert yoksa eğer, o zaman, evet işte o zaman gaflet dehlizinde yok olma riski belirir. Ah dostum! Eğer, «hüzün nedir?» diye aklın...a bir sual gelecek olursa, onu dışarıda değil de bilâkis kendinde ara. Hüzün…Gönlün derûnî ve bir o kadar da ulvî misafiri… Sinsi sinsi girer kalplere de dîvâne eder insanı… Ah hüzün!.. Deli dostum!.. İnsan, hüzünlü olduğu sürece olgunlaşır. Hüzün yoksa, insanı içten içe yakan, yaktığı gibi bir o kadar da olgunlaştıran dert yoksa eğer, o zaman, evet işte o zaman gaflet dehlizinde yok olma riski belirir. Hüzün ve aşk. İki samimî dost. Bakıldıkta birbirinden ayırt edilemeyen iki yüce dost. Âh insan!.. İnsan ne kadar gariptir ki kendisini mecnun eden bu müptelânın kendisinden ayrılmasını istemez. Yanmak ister hüznün kucağında. Rahat durmak varken niye başını derde sokasın, niye hüzün ummanında yok olasın, diye bir sual aklını meşgul edebilir?.. Hüznü taşıyan/yaşayan insan bilir ki ne kadar hüzünlü olursa bir o kadar aşktan tat alacaktır. Sevgiliyi anarak ve onun hüznüyle yaşayarak geçirilen vakitler en güzel vakitlerdir muhakkak. Çünkü aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. «Hüzün nedir? Neden insan hüzün ister?» gibi soruların cevabını ancak ve ancak yaşayanlar bilir. Ah dostum! Şimdi tek söyleyeceğim şu: Eğer, «hüzün nedir?» diye aklına bir sual gelecek olursa, onu dışarıda değil de bilâkis kendinde ara. İşte o zaman hüznü anlamakla kalmayacak, onun yakıcılığında olgunlaşacaksın.......
16 Ocak 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

