25 Mart 2012 Pazar
Beyaz ve Temiz
Hayatın arkasından gelen küçücük notalarla başlamıştı kar bir gece yarısı. Zorla yanan bir sokak lambası altında bir teneke içinde yaktığı çöplerle ısınmaya çalışan bereli bir adam ve üşümemek için bir ateşe bir yüzüne uzattığı ellerine şahitti o gece.Rüzgar uğulduyordu.Denizin donuk rengi,iskeledeki iki lamba,kıyıya cansız bir canla çarpan dalgalar izliyordu onu.Uzakça denize bakarken dalgalar yansıyordu gözlerinden.Ellerini dizlerinin arasına alırken ne kadar yorgun olduğunu hissetti.Kızaran yüzü gülümseyemedi bile.Soğuk uykuya çekiyordu onu.
Uykusu geliyordu .Ama yaşamak için yapamazdı bunu .Yaşama göz açma muallağı vardı aklında.Dayanamadı.Duvara yaslandı ve soğuğa bilinçsizce teslim oldu.Birkaç kağıt parçası,bir kalem ve boş bir kağıt çıktı kirlenmiş paltosunun cebinden.Paltosuna düşen kar eriyordu.Yanan ateşte arasına yansıyan yüzü son tebessümünü vermeyi başarmıştı dünyaya.Erimeye devam ediyordu paltosuna dokunan kar taneleri taki paltosunun karasını bembeyaz örtüyle yeni bir kış sabahıyla tanıştırana kadar…
22 Mart 2012 Perşembe
Hatırlıyor musun?
Hatırlıyor musun? Nefeslerimin en kıymetli zamanını? İkindi ile gün batımı arasına sıkışan notaların gözlerimdeki halsiz ama umutlu dansını... devamı yarın..
Hüzn-ü Aşk
Hüzün uzaklara ait olup Yakınlara hapsolmaktır... Hüzün yoksa, insanı içten içe yakan, yaktığı gibi bir o kadar da olgunlaştıran dert yoksa eğer, o zaman, evet işte o zaman gaflet dehlizinde yok olma riski belirir. Ah dostum! Eğer, «hüzün nedir?» diye aklın...a bir sual gelecek olursa, onu dışarıda değil de bilâkis kendinde ara. Hüzün…Gönlün derûnî ve bir o kadar da ulvî misafiri… Sinsi sinsi girer kalplere de dîvâne eder insanı… Ah hüzün!.. Deli dostum!.. İnsan, hüzünlü olduğu sürece olgunlaşır. Hüzün yoksa, insanı içten içe yakan, yaktığı gibi bir o kadar da olgunlaştıran dert yoksa eğer, o zaman, evet işte o zaman gaflet dehlizinde yok olma riski belirir. Hüzün ve aşk. İki samimî dost. Bakıldıkta birbirinden ayırt edilemeyen iki yüce dost. Âh insan!.. İnsan ne kadar gariptir ki kendisini mecnun eden bu müptelânın kendisinden ayrılmasını istemez. Yanmak ister hüznün kucağında. Rahat durmak varken niye başını derde sokasın, niye hüzün ummanında yok olasın, diye bir sual aklını meşgul edebilir?.. Hüznü taşıyan/yaşayan insan bilir ki ne kadar hüzünlü olursa bir o kadar aşktan tat alacaktır. Sevgiliyi anarak ve onun hüznüyle yaşayarak geçirilen vakitler en güzel vakitlerdir muhakkak. Çünkü aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. «Hüzün nedir? Neden insan hüzün ister?» gibi soruların cevabını ancak ve ancak yaşayanlar bilir. Ah dostum! Şimdi tek söyleyeceğim şu: Eğer, «hüzün nedir?» diye aklına bir sual gelecek olursa, onu dışarıda değil de bilâkis kendinde ara. İşte o zaman hüznü anlamakla kalmayacak, onun yakıcılığında olgunlaşacaksın.......
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

